Read Sergüzeşt by Samipaşazade Sezai Online

sergzet

Kafkasya'dan kaçırılıp esir olarak İstanbul'daki konaklara satılan, hor görülen esir Dilber, Asaf Paşa Konağı'nın küçük beyi Celal'e âşık olur. Celal Bey de Dilber'e âşıktır. Fakat arada engeller vardır. Bakalım bu iki genç âşık, tüm engelleri aşıp kavuşabilecek midir? Türk Edebiyatının ilk gerçekçi romanı olarak kendine yer edinen Sergüzeşt, dramatik yapısıyla farklı birKafkasya'dan kaçırılıp esir olarak İstanbul'daki konaklara satılan, hor görülen esir Dilber, Asaf Paşa Konağı'nın küçük beyi Celal'e âşık olur. Celal Bey de Dilber'e âşıktır. Fakat arada engeller vardır. Bakalım bu iki genç âşık, tüm engelleri aşıp kavuşabilecek midir? Türk Edebiyatının ilk gerçekçi romanı olarak kendine yer edinen Sergüzeşt, dramatik yapısıyla farklı bir serüvenin kapılarını aralıyor....

Title : Sergüzeşt
Author :
Rating :
ISBN : 9789753381918
Format Type : Paperback
Number of Pages : 150 Pages
Status : Available For Download
Last checked : 21 Minutes ago!

Sergüzeşt Reviews

  • tyranus
    2018-12-15 01:52

    Roman, hem Tanzimat Dönemi edebiyatından Serveti Fünun edebiyatına geçişin hem de romantizmden gerçekçilik akımına geçişin eseri olarak kabul ediliyor. Kafkasyadan köle olarak getirilen ve Dilber adı verilen bir esirin üç farklı konakta geçirdiği hayatı anlatılıyor. Dilberin başından geçen acıklı olaylar genelde Dilber üzerinde oluşan olumsuz etkiyle değil, yazarın yaptığı benzetmelerle anlatılmaya çalışılmış. Haliyle dolambaçlı ve gereğinden fazla benzetme var kitapta. Yazıldığı dönemde köleliğe karşı toplumsal bir eleştiri olması açısından farklı bir yeri var romanın. Samipaşazade Sezai, romanda ele aldığı özgürlük ve esaret teması nedeniyle dönemin iktidarı tarafından uzun yıllar göz hapsinde tutulmuş.Bu arada, "sanat, toplum için mi yoksa sanat için midir?" tartışmasında, yazar ilkini tercih etmiş. Kitapta toplumun eğitilmesi, yeni durumlara, akımlara, anlayışlara özetle toplumun çağa ayak uydurması amaçlanmış. Bu nedenle kitapta yer yer hikayeye ara verip yazar kendi görüşlerini açıklamış. "işte görüyorsunuz sevgili okuyucular, esaret böyle vicdansız-ahlaksız bir durumdur" ya da "aferin kıza, ne de güzel ahlakla büyütülmüş, eziyet gördüğü evden hiçbir şey (ç)almadan gidiyor" türünden derslerle toplumun hangi durumlarda hangi davranış sergilemesi gerektiği vurgulanmış. Okumanızı öneririm. iyi okumalar.

  • Vildan Arıcan
    2018-12-13 23:00

    Bir gün içinde okuyup bitirebildiğim ve hiç sıkmadan cidden bitti mi diyebildiğim kitaplardan....Fakat bunu yaşatırken çeşitli boşluklar hissettirmedi değil, Dilber'in bir oraya bir buraya savrulduğu esir hayatı onu esir eden ailelerce zamanlaştırılsa bile 9 yaşından 15 yaşına geçişinin çok ani olduğunu ve duygusal dünyasına fazlaca yer verilmediğini düşünüyorum. Boşluk hissiyatımın en derinini son sayfada hissettim, nasıl olduğunu anlamadan Mısır'da bulduğum Dilber, bir hadımın canını vermesiyle sağladığı büyük kaçışı nasıl olur da cebindeki bileti değerlendiremeden Nil'e hediye eder? ? ?

  • Kamer
    2018-12-09 21:48

    Türk Edebiyatı'nın mihenk taşlarından biri.Roman kavramının edebiyatımızda var olmasına öncülük eden, dönemine göre inanılmaz güzel bir kurguya sahip olan bir kitap.Tanzimat'ın da etkileriyle, gerçekçi romantizm ve toplumsal norm'lara bakış bir arada işlenmiş.Okurken insanı bir yandan "kölelik, esir alma" üzerine düşündürüyor, bir yandan sınıf farklılığından dem vuruyor.Öyle bir şey ki bu illet, insanın en temel parçası 'sevmeyi' ve 'aşkı' bile yasak kılıyor.Kitabın (view spoiler)[gri bir havası var ve Sadık Hidayet'te de denk geldiğim "İnsanı özgür kılabilen tek şey ölümdür." anlayışı hüküm sürüyor. Gerçi ben bunu daha batıdan gelen yenilikleri kavrayamamış v kaldıramamış bir Osmanlı'nın toplumsal zihniyetine bağlıyorum fakat yine de ortak yönü olduğu doğrudur. (hide spoiler)]Kitap, "100 Temel Eser" içerisinde yer alıyor.Ayrıca bu kitabı okuduğumda "bookmark" kullandığımı ve kitabın artık bookmark'lardan rengarenk olduğunu hatırlıyorum. Romantizm o kadar gerçekçi ki, her satırda insanın yüreğine dokunan bir cümle bulunuyor..

  • Gulen
    2018-11-30 02:59

    Human Trafficking ya da daha öznel olarak Women Trafficking her çağda olan ve bugün ise esirlik ve köleliğin sözde olmadığı bir dünyada hala devam eden bir ayıp. Sami Paşazade Sezai, eserinde aslında bunu sorguluyor, kendilerinden madden ve fiziken güçlü toplumların doğal karşılayarak evlerinden kopartıp sattıkları, pazarladıkları mallar aslında bu kadınlar, dövülmek, tecavüze uğramak, ilişkiye zorlanmak ve her halükarda aşağılanmak kaderleri..Aradan geçen 125 yıla rağmen; 1888 yılındaki Dilber ile günümüzdeki pekçok women trafficking mağduru kadın arasında benzerlik var, kurtuluş olarak ölümü seçmek de dahil. Sami Paşa Sezai'nin dili ve yazımı günümüze göre basit ve sanki karşısındaki ile konuşuyormuş gibi kalsa da , değindiği konu zamanın sınırlarını aşıyor.

  • Şeyma
    2018-11-27 05:10

    Sonun nasıl olacağına değil, gidişatın nasıl olacağına dair merakımdan bi' gecede bitirdiğim kitap."Zavallı hafıza! Günden güne yok olduğunu hissettiğimiz şu vücut denilen toprak yığınının üzerinde hiç durmaksızın bekaya çalışır durur. Bir hüznü andıran bakışı senelerce saklar. Bir sözü, bir gülümsemeyi yıllarca saklar."

  • Nursena
    2018-11-27 05:14

    Kitabın 3'te 1'ini alıntı olarak ayırabilirim. O kadar net ve latif teşhisler vardı ki insan okumayı kesip düşünmek istiyor. Realist-romantik tarzda bir roman olan bu kitap, insana birçok farklı duyguyu aynı anda yaşatabiliyor. Sami Paşazade Sezai'nin nesiri tıpkı bir nazım kadar duygusal ve derin.Yazar, dönemin koşullarını birçok açıdan çok net ve insaflıca değerlendirmiş. Kafkasyalı Dilber'in sergüzeştini, o dönem ve Türk edebiyatı ile alakadar olanlara kesinlikle tavsiye ederim.

  • Özgür Özer
    2018-11-25 03:47

    Sergüzeşt, 1888 yılında yayınlanmış. Türk Edebiyatının ilk birkaç romanından birisi. Buna rağmen konusu çok orijinal, bir cariyenin hayatını anlatıyor. İki verdim. Okunabilir. Hem iyi vakit geçirmiş olursunuz, hem de Türk romancılığının daha başlangıç evresine ilişkin fikir edinirsiniz. Böylece bu konular hakkındaki araştırmaları takip etmeniz daha kolay olabilir.

  • Zeynep
    2018-11-26 05:12

    okulda ki Türk Edebiyatı dersi sınavı için okuduğum sergüzeşt dili biraz ağır gelsede güzeldi.Bu kadar çok ismini anmamıza karşın beklediğim kadar iyi değildi ama yine de beğendim.Eski edebiyatımızı merak edenler için tercih edilebilir. İyi kitaplar.. Kitaplayalım. Kitaplı Kalın :)

  • Constance
    2018-11-19 02:10

    "Çerkezü'l-asl, dokuz yaıda kul cinsi bir esireyi ilelü'l-eskamdan salim olarak Harput Mal Müdir-i sabıkı Mustafa Efendi'nin haremine kırk aded lira-yı Osmani mukaabilinde füruht ettiğimi mübeyyin işbu senedim bi't-tahrir hanım-ı mümaileyhaya teslim kılındı. Esirci Hacı Ömer"Tatilin biten ilk kitabı Sergüzeşt oldu. Her ne kadar çok keyif aldığımı söyleyemesem de kesinlikle üzerine söylenecek çok şey olan bir roman.Bundan herhalde 6-7 sene önce, Migroslarda büyük sepetlerin içinde Bordo Siyah yayınlarının kitapları satılırdı. Biz de annemle birkaç tane almıştık. Bu kitap da onlardan biri işte. Fiyatı da 2.990.000 TL. Dün Twitter'da bir nabız yoklamak istedim, bu yayınevi ile ilgili. Çünkü hakkında çok fazla şey duyuyordum. Anladığım kadarıyla uygun fiyatları bir yana kitaplardaki yazım hataları, çeviri bozukluklarından epey şikayetçi çoğu kişi. Galiba Sergüzeşt ilk okuduğum kitap bu yayınlardan. Ben en çok gerekli gereksiz düşülmüş dipnotlardan rahatsız oldum. "Herif", "adilik", "mizaç" kelimelerinin bile açıklanması bana garip geldi. Her neyse, biz geçelim kitaba.163 sayfalık bu roman, yayın evinin tercihi üzerine 30 sayfalık bir açıklama ile başlamış. Fena da olmamış bence. Yazar, eser ve dönem hakkında yüzeysel de olsa bazı temel bilgiler ile başlıyor. Buradan da yazarın hayatı hakkında bir şeyler öğreniyoruz. Sezai Bey 1859 yılında İstanbul'da doğuyor, son derece varlıklı bir aileye ve bir konağa. Servet-i Fünun dergisinde yazıları yayınlanmış, 1937'de de İstanbul'da vefat etmiş. Anladığım kadarıyla, hayatına dair çok da fazla bir şey kalmamış geriye.Çok fazla yazacak şey var, nereden başlasam?Öncelikle şunu da bir kez daha fark ettim. Ben galiba kitap okumak kadar okuduğum kitap üzerine yazılmış şeyleri okumaktan da zevk alıyorum. İşte bu nedenle, iyi ki Güzin Dino'nun şu yazısı karşıma çıktı. Ama önce kısa bir özet vermek lazım.Bir aşk hikayesi. Maceralı. Sergüzeşt de zaten macera demekmiş. Kafkasya'dan 9 yaşlarındayken getirilen bir küçük esir. Adı Dilber. Dilber esasında ilk hanımının ona verdiği isim, gerçek adını hiç öğrenmeyeceğiz. Üç farklı evin esiri oluyor. İlki kötü, sonraki iyi. Kendi kızları gibi bakıyorlar. Sonrasında bu evin küçük beyi Celal Bey'e aşık olunca, aşkı karşılık da bulunca Dilber'e yine yol görünüyor. Yolculuk Mısır'da bir sarayda son buluyor. Aşıklar kavuşamayınca ne olur? Ya mecnun olurlar ya da ölü. Celal Bey avare avare dolaşırken bir de beyninde kötü hastalık çıkıyor, Dilber'in ölümü ise daha kısa ve acısız oluor, Nil'in suları onu yutuyor. Sezai Bey Nil'in sularının Dilber'in vücudunu hürriyetine götürdüğünü söylüyor bize. Belki de öyledir. Orasını burasını geçelim de, kavuşamayan aşıklar ölüyor, içimiz rahat olsun. O yüce aşka leke meke sürülmüyor.Sergüzeşt öyle çok da bilinen bir eser değil bana kalırsa. İlginç olan, buraların edebiyatında bir ilki gerçekleştirdiğine inanılan bu romana gerekli ilgi gösterilmemesi. Gösterilen ilginin ise birazcık sınırlarını aşması. Nedir? Denir ki Sergüzeşt bizim edebiyatımızın realist özellikler gösteren ilk romanıdır. Diğer bir deyişle, gerçekçiliğe geçişe önemli adımı atandır. Gerçekten öyle mi peki? Dino çok iyi cevaplar veriyor bu argümana karşı. Bu konulara girmeden başka bir şeylerden bahsetmek istiyorum.Sergüzeşt ya da Sezai Bey denince akla hemen Namık Kemal de geliyor, belki biraz da Ahmet Mithat. Bana kalırsa Sergüzeşt'i okuduktan sonra, daha önce okuduysanız dahi bir kez daha İntibah ya da Araba Sevdası'na göz atmak isteyaceksiniz. Sanki bu dönem romanları yapboz parçaları gibi birbirlerini tamamlıyorlar. Sezai Bey'in diline gelecek olursak, süslü, benzetmeler ve tasvirlerle dolu. Ama ona bir kere realizmin bizim buralardaki babalarından biri demişiz, bu benzetmeleri farlı anlamlar yükleyerek okuyoruz. Gözüme romantizmin laf kalabalığından farklı bir şeyler gibi görünüyor. Peki gerçekten o kadar farklı mı? Buna da birazdan değineceğim, Dino'dan yardım alarak. Sergüzeşt acıklı bir hikaye. Nokta atışı gibi hüzünlendiğiniz yerler. Yani sanki yazar oturmuş da demiş, hop şimdi ağlatıyorum, hop şimdi şurada gözler dolsun. Bilmiyorum, acıklı geldi acıklı gelmesine de bir türlü dahil olamadım ben bu hikayeye. Belki bu iki farklı dönem Tanzimat romanlarında sıklıkla görülen iyinin kötüyle savaşı beni sıktı. Çünkü nedir, iyi insanlar vardır, kötü insanlar vardır. Ama kötüler diğer tüm kötülerin kopyasıdır. İyiler de aynı şekilde. Misal, alın Dilber'in ilk hanımını koyun onun yerine esirciyi, hiçbir şey değişmez. Çok şematik ve tektiplerdir çünkü. Dilber neden esir oldu? Özlediği annesi ölü mü diri? Bu sorular hiç yanıt bulmuyor, benim gibi okuyucuların da aklına akılıp kalıyor. Bir de bence epey ilginç bir anlatıcı var romanda. Hani nasıldır, dışarıdan bir göz olan anlatıcı genelde anlatır, olan biteni iletir biz okuyucuya. Sezai Bey'in öyle bir anlatıcısı var ki, coşkulu mu coşkulu, aferin denecek yerde ilk o diyor. Birine kızılacaksa sövgüye ilk o başlıyor. Dilber'in hali ise onu mahvediyor. Hadi size bir görev, bir soru: Böyle anlatıcaların yeri var mı realist romanlarda? Üstüne düşünmesi iyi bir nokta bu.Tanzimat romanlarının aceleciliği (belki de acemilik demeli buna) dikkatimi çeker hep. Yazar heveslidir, artık yeni bir anlatım türü olan romana sahiptir. Yazmak büyü bir tutkudur, yazmasa delirecektir. Ama bir türlü dengeyi tutturamaz. Ya tasvirlerden geçilmez, başınız döner konakların bilmem kaçıncı Louis dönemine ait koltuklarından ya da İstanbul'un tepelerinden izlenen mehtaplardan fenalık gelir. Bana diyaloglar hep az gelir. Bu insanlar hiç mi konuşmaz yahu? Hadi bakışıyorsunuz anladık, haremlik-selamlık, edep, örf adet de azıcık da dile gelin be dostlar. Köşk, konak, manzara tasvirleri karın doyurmuyor. Adettendir, gelin bir de bu romanda kadının yerine, yurduna, adına, sanına bakalım. E tabi marksist-feminist bir bakış açısı, söylem beklemiyordunuz değil mi Sezai Bey'den? Ben de beklemiyordum. Kadınımız düşmüş, kadınımız yine yine çaresiz. E zaten kör göze parmak dercesine bu kadın, Dilber, bir köle, esir. Daha ne diyelim. Aslında birazcık daha bir şeyler denebilir. Şöyle ki, hani aşk yüceydi, leke sürülemezdi, Celal Bey tüm o asaletine soyluluğuna rağmen tevazü gösterip, lütfedip bir esire aşık oluyordu ya, e zaten bu demek değil mi annesinin kuzusu Celal evin bir eşyasına aşık oluyor? Sezai Bey'in de hakkını yemeyelim, sık sık Dilber'in Celal'in oyuncağı olduğuna parmak basıyor. Kınıyor mu? Sanmıyorum. Dediğim şu ki, Celal çok aşık, Celal aşkından ölüyor. E peki Dilber'in evin hanımı tarafından esirciye geri verildiğini duyduğunda neden hemen acaba o şimdi kimin oldu diye düşünüyor? Birinin olmak, yeni sahipler, mülkiyet... Kadın burada eşya değil de ne? Ama o köle diyebilirsiniz. Ben de size derim ki, kim köle değil yahu? Ha, bir de komik bir şey söyleyeyim size, Dilber ki bir esir, bir köle, Celal Bey'in ona taktığı lakap şahane: Kleopatr.Kadın dedik, erkeklerden bahsetmezsek olmaz. Ben biraz şeye değinmek istiyorum. Bu bizim romanlarda, filmlerde sevdiği kadına kavuşamayınca (bu kavuşmak da problemli bir terim. kavuşamadığından mı mahvoluyor yoksa sahip olamadığından mı?) delirme ritüeli epey tanıdık. Erkek adam neden deliriyor bu durumda? Deliriyor ama nasıl? Aklın kaybı geliyor benim hemen aklıma. Bir kayıp. Bir iktidar alanının kaybı. Kadınının kaybı ilk kayıp ise bunu ikinci bir iktidar alanının kaybı izliyor. Darbe üstüne darbe. Nedense akıl kaybı güç kaybı ile hiç ilişkilendirilmiyor gibi geliyor bana. Nedense.Romana birazcık daha geri döneceksek, Sezai Bey'in bir taktiğini sevdim. Şimdi Celal Bey neden delirdi? Çünkü Dilber başka bir yere yollandı, ortadan kayboldu. Nerede olduğunu bilememek, hiçbir şey yapamamak da delirtti Celal Bey'i. Bu noktada biz okur olarak sadece Celal Bey'in ona buna saldırmalarına şahit oluyoruz. Biz de onun gibi Dilber'den hiç haber almıyor, ve merak ediyoruz. İşte bence bu Sergüzeşt'i döneminin diğer eserlerinden birazcık da olsa farklı bir noktaya koyuyor.Şimdi Güzin Dino'ya ve onun incelemesine geri dönelim.Dino'nun da belirttiği gibi, iki ana konu var bu romanda. Birincisi kölelik. ikincisi ise evlilik özellikle de farklı sosyal sınıflara ait bireylerin izdiviçları ki bu izidivaçların gerçekleştiğine pek şahit olamıyoruz. Bu iki konuyu bir yana bırakalım, Dino'nun sorusuna dönelim. "Sergüzeşt bizdeki realist romanın başlangıcı mı?" Sezai Bey bir konakta yaşamış, onların da esirleri olmuş. Şahit olduklarını yazmış bu romanda bir bakıma. Peki gerçekleri görüp bir şekilde onları kağıda dökmek, realist yazar olmaya yetiyor mu? Bence önemli diğer bir soru da bu. Dino bazı örnekler veriyor romanın romantik akımdan nerelerde ayrıldığına dair. Mesela Celal Bey ve Dilber birbirlerine ilk görüşte aşık olmuyolar, biraz zaman geçiyor. Evet çok tasvir var bu romanda ancak belirli bir amaca hizmet ediyorlar. O tasvirleri alıp attığınızda, bir şeyler eksik kalıyor. Dino da diyor ki, bu romanın realist bir roman sayılması zor çünkü esaslı eksikleri var, "şeyler" realist bir biçimde ortaya konmuyor. Ancak bu eserin Edebiyat-ı Cedide'nin yolunu hazırladığı da bariz. Peki o eksikler ne? Şöyle ki, Dino da diyor bunları, evet böyle şeyler olagelmiştir kesinlikle. Yani evin küçük beyi mutlaka güzel esir kızlardan birine gönlünü kaptırmıştır. Ona eyvallah. Ama sonrasında olaylar böyle mi gelişmiştir? Gerçek hayatta kişiler böylesine yavan ve sinik tepkiler mi vermişlerdir? Dino şöyle diyor, Sezai Bey fikirlerini yaşayan gerçek tiplerle ve olaylarla ortaya koymadı. Hayal ettiği tip ve olaylarla romanesk bir konu meydana getirdi. Ve de ekliyor, Sergüzeşt o devrin canlı vesikası değil.Gerçekçi bir anlatım var mı bu romanda? Evet var. Ancak esirlerin hayatları tasvir edilirkenki gerçekçilik, Celal Bey ve Dilber'in aşkına gelince aynı oranda gerçekçi kalmıyor, kalamıyor. E tabi bir de tipler, tiplemeler. Dino bu konuda emin, diyor ki Sezai Bey tip yaratma konusunda Namık Kemal ya da Ahmet Mithat'tan öteye gidememiştir. Ancak ilginç olan, Celal Bey'in psikolojik özellikler taşıyan ilk yerli tiplerden biri olması. Dino'ya hak verdiğim bir diğer konu ise şu oldu: Celal Bey'i konak hayatı dışına taşıyamıyor Sezai Bey. Belki bunun sebebi, kendisinin de konak dışında oldukça tecrübesiz olmasındandır. E konak hayatı haricinde bir şeyler anlatamıyorsa bize roman, biz kalkıp da ona nasıl realist roman diyelim?E sonuç olarak, Dino Sergüzeşt'in kısmen realist bir roman olduğunu söylüyor. Katılıyorum.

  • Arianne
    2018-11-23 06:14

    Tanzimat döneminin ruhunu yansıtan bir esaret romanı Sergüzeşt. Çoğu Tanzimat romanı batılılaşan züppe tipini ya da ahlaksızlıklaşan Türk kadınını eleştirirken Sami Paşazade Sezai toplumdaki daha acı verici bir gerçeği anlatmış. Esaret konusu Recaizade'nin züppe Bihruz Bey'inden ya da Namık Kemal'in Mahpeyker'inden daha önemli bir konuyken bu önemli yazarlar tarafından göz ardı edilmişti. Ama Sami Paşazade Sezai bu konuyu realizme geçiş eserinde oldukça detaylı işlemiş. Esir bir kızın psikolojisi derinlemesine anlatılmamasına rağmen dönemin edebiyat ortamına göre başarılı bir şekilde işlenmiş. Görücü usulü evlilik gibi konular da roman içinde zaman zaman bahsedilen konulardan.Romanda realizmin etkileri güçlü olsa da romantizm etkileri yadsınamaz. Tesadüfler oldukça fazla yer kaplıyor yine de. Onun dışında betimlemeler oldukça az ruhsal tahlil yok denilecek kadar az. Konu olarak çok güzel olan kitap bu şekilde harcanmış. Bu konuyla bir kitap Servetifünun döneminde yazılacak olsaydı en az 500 sayfa olacakken kitap yalnızca 100 sayfa. Bir Tanzimat dönemi romanına göre oldukça başarılı olan bu kitap konusuyla bütün insanlığı ilgilendiren bir kitap. Herkes kesinlikle okumalı.

  • Mert Acar
    2018-11-19 23:11

    Osmanlı döneminin kölelik düzeninden bir halayık'ın(Osmanlı da esir - köle) Kafkasya'dan İstanbul'a getirilişi devamında talihsiz maceralarını ele alıyor. Yazınımızda Romantizm akımından realist akıma bir geçiş özelliği taşıması maksadıyla önemli bir yere sahiptir. Gayet akıcı üslubu ile pürüzsüz bir okuma deneyimi sunuyor. Orhan Pamuk'un da Beyaz Kale adlı eserine benzer niteliklerinin olması da gözümden kaçmış değil. Ancak Samipaşazade Sezai "döneminin yazarı" olduğu için kültürel ve ekonomik düzenin tarihsel açıdan kanıtları ile; dikkate şayan tespitler yapıyor. "Osmanlı'da kölelik yoktu!" diyenlerin kafasına balyoz gibi inen bu romanı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

  • Telrunya
    2018-11-20 21:59

    "Zavallı hafıza! Günden güne yok olduğunu duyumsadığımız vücut denilen şu toprak yığınının üzerinde durmadan yaşamaya çalışır durur. Hüzün verici bir bakışı yıllarca hatırlar. Bir sözü, bir gülüşü yıllarca saklar. Çevresinden baş döndürücü bir hızla geçen bütün anı ve üzüntüleri hemen kaydetmeye çalışır. Bu katlanılması güç çalışma ile bütün gücü ve dayanıklılığı kaybolunca, bize umut veren gelecek biter. Hayatımıza arkadaşlık eden geçmiş, unutuşun denizi içinde kaybolur. O zaman, ağır yaralanmış bir asker gibi, bizi mezarın kapısında bırakarak hizmetini terk eder."

  • Hasnun Coşkun
    2018-12-05 00:09

    Bu kitap o dönemki Türk Edebiyatı için ne kadar iyi, tahmin edebiliyorum. Fakat şu an baktığımda tamamen bir fiyasko bence.Ergence, yüzeysel, vıcık bir aşk hikayesini yazarın çocuksuluğuyla "hehe bu kaka", "hehe bu melek" diye işlediği kölelik konseptine oturtturduğu, her şeye 4-5 satırlık betimleme yapıp insanı bayan, yazarın "kölelik kötü bişeydir haa" demek için ardı ardına dizdiği kötü olayların ve iyi karakterleri sürekli acındırması ile (çok kısa)bir süre sonra etkileyiciliğini kaybeden, kısacık bir kitap olmasına rağmen okuması bir işkence olan bir kitap.45/100

  • Ahmet Yavuz
    2018-12-18 01:47

    Eksikleri çok

  • Ahmet Ceylan
    2018-12-16 02:59

    Yahu kurtulmuş gitmişsin işte dönsene İstanbul'a? Ya senin için hayatını veren cevher? İstanbul'da divane olmuş celal? Ne gereği vardı ki? Sebebi neydi ki?

  • Ayşe Göksu Güneş
    2018-11-22 06:08

    nice

  • Fatih Katipoğlu
    2018-12-17 01:12

    Yazarın hayatını ve dönemin edebiyat anlayışını incelediğimizde, romanın edebiyat tarihimizdeki önemini farkediyoruz. Yazar Osmanlının ilk eğitim bakanının çocuğudur. Lüks içinde iyi bir eğitimle yetişmiştir. Yetişme dönemindeki arkadaşları Tanzimat ödneminin önemli yazarlarından, kendi de ilk ve tek romanı ile Tanzimat döneminde ilk öykü ve romanı yazanlardan oldu. Tabi Tanzimat döneminide sadece edebi olarak değil; osmanlının o dönemki durumu, siyasi durum, ekonomik durum gibi etkenleride dikkate alarak incelemek gerek.Eserde; dönemin romanlarında çokca işlenen kölelik konusuna vurgu yapılarak, Dilber'in 3 konakta geçirdiği hayat öyküsüne Celal Bey'in aşkı ile dahil oluşunu ve etkilerini uzun betimlemelerle işliyor yazar. Sınırlı sayıda diyalog ve yetersiz duygu tasvirinden dolayı romanın ana temalarından biri olan aşk duygusu, Dilber ve Celal Bey'den yeterince hissedeilmiyor. Romanın ana karakteri dilber olmasına rağmen, Dilber'in önceki hayatı, kişiliği ve duygularından çok az bahsedilmiş. Celal Bey'in annesi Dilber ile olan aşk durumunu öğrenir öğrenmize gecesinde duruma müdahale etmesi enteresan. Hadım olan Cevher'in Dilber'e duyduğu aşk ile karşılıksız olarak kendini Dilber'in mutluluğuna feda etmesi; Dilber'in bunu kabul edip kaçması akabinde Nil nehrine kendini bırakım hayata gözlerini kapatması farklı bir son olmuş. Dilber aşkı için gereken cesareti gösteremediği gibi, Cevher'i de feda etmiş oldu.

  • Perihan
    2018-12-15 01:02

    Romantizm bu kitapta o kadar saf gerçekti ki, her satırda insanın yüreğine dokunan cümleler, ifadeler vardı. Şu ana kadar okuduğum en güzel kitaplardan biriydi. Ben çok beğendim, okurken çok hüzünlendim, gözyaşlarıma hakim olamadım çoğu bölümde...Ayrıca bu kitap, "siyasal iktidarın baskısına" uğrayan ilk roman özelliği de taşıyormuş.Kitapta özgürlük ve tutsaklık konusu işleniyor. Dilber ismindeki göçmen, küçük 9 yaşlarında bir öksüz kız, İstanbul'da bir aileye esir olarak satılıyor ve görmediği işkence, hakaret kalmıyor!Kitaptan bir bölüm: "Evsahibi, Dilber'in kendi kızıyla oynamak istediğini görünce, Dilber'in kulağından tutarak, Dilber'i süpügeyi bıraktığı yere getirdi. ' Sen işini bırakıp ne oynuyorsun?' diyerek şiddetli bir tokat attı. Zavallı çocuk, ağlamaya bile cesaret edemeyerek, hizmetini görmeye devam etti."Kitaptan bir alıntı: " - Niçin ağlıyorsun? -Hiç, ağlamak esirlerin en büyük hakkıdır! Biz o hürriyete sahibiz...Daha sonra Dilber büyüdükçe hayatı o evden bu eve savruluyor... Peki esirlerin aşık olma hakkı var mıydı?Dilber hürriyetine kavuşabilecek miydi?

  • Eda
    2018-11-25 22:15

    "Fakat hiç ağlamıyordu. Ağlamak uğradığımız felaketlere karşı vücudumuzda kalan gücün son bir feryadıdır. Ağlayamadığımız zamanlar bizde o gücün de yok olduğu vakitlerdir ki, onun yerine geçen tesirli bir sükunet, en şiddetli elem gözyaşlarından daha gönül yakıcıdır.""Yıldızlar karanlık içinde parladığı gibi, fakirlik ve sefalet içinde de saflık ve ulvilikle parlayan ruhlar yok mudur? Bir kalp sevmek için mutlak servete, asalete mi muhtaçtır? Bence, en doğru ikbal, ruhun göründüğü iki güzel göz; en büyük servet, kalbin duygularını gösteren gül renginde dudaklardan akseden tebessümdür. Güzellikten büyük asalet, kalp saflığından büyük servet mi olur?" Gibi pek çok altı çizilesi cümleler yazmıştır.Başlarda sıkıcı gelen daha sonrasında Dilber ve Celal aşkına kahrolduğunuz bir yapıttır. Kölelik, sınıf farkı kavramları çok iyi anlatılmış. Çok uzun betimlemeleri bazen beni yordu fakat bazı cümleleri, paragrafları var ki aklımın bir köşesinde daima bulunacak.

  • Kopekbaligi
    2018-11-20 06:05

    Tipik Tanzimat romanlarından üslup açısından büyük farklarla ayrılan romanda yazar Samipaşazade Sezai upuzun cümlelere ve etkili betimlemelere yer vermiş. Konu ve işleniş açısından Tanzimat Dönemi'nde işlenen toplumsal konulardan biri olan köle ticareti ele alınmış. Köle ticareti konusu köle olarak alınıp satılan bir kız çocuğu üzerinden anlatılan olaylarla ve yapılan tahlillerle başarılı bir şekilde işlenmiş. Ayrıca romantizmden realizme geçişin ve bu iki akım arasında yalpalayan yazarın izlerini de kitapta görmek mümkün.

  • TheGirlWithTheHeartShapedGlasses
    2018-12-15 03:03

    Sergüzeşt her ne kadar edebi anlamda kusursuz bir dille ve yetenekle yazılmış olsa da,dünya klasiklerinde okumaya alışığız ama bir Türk romanında yaşça küçük sayılabilecek bir genç kızın objeleştirilmesinden hoşlanmadım.Dilber'e dış görünüşünden ötürü aşık olan Celal Bey'in,sanki aşkı bilirmişçesine felsefe yapması yerine keşke olan her şeyi Dilberin gözünden,düşüncelerinden okuyabilseydik ne kadar güzel bir roman olurdu kimbilir...

  • Peri Kitapları
    2018-12-11 23:08

    Romantizm bu kitapta o kadar saf gerçekti ki, her satırda insanın yüreğine dokunan cümleler, ifadeler vardı. Şu ana kadar okuduğum en güzel kitaplardan biriydi. Ben çok beğendim, okurken çok hüzünlendim, gözyaşlarıma hakim olamadım çoğu bölümde... Esir olmak, adam yerine konmamak... Bu kitap okunur ama kolay kolay unutulmaz...

  • Cem Sari
    2018-12-09 03:04

    Hürriyet ırmağında ıslanmak, hasret çekip biçare olmak daha mı iyidir?Biçare yarım akılla ömrü tüketmek, denizin yıldızı olarak sönüp gitmekten iyi midir?Hürriyete açılan her kapı, belki zamandan ve mekandan bağımsızdır.Ölüm ise sadece kavuşamayan yarımların uydurduğu bir umuttur...

  • Kübra
    2018-12-02 22:01

    Sınav için okuduğumdan biraz baskı altındaydım ayrıntılara falan dikkat ettim. Onun dışında sevdim ben kitabı. Vermek istediği mesaj var ve o da hissediliyor. Sonu üzücü olsa da bence olması gerektiği gibiydi.

  • Petek Şeyma
    2018-12-02 03:50

    O son...

  • Burak
    2018-11-25 01:53

    Sonu etkiledi.

  • Mustafa Şahin
    2018-11-29 05:47

    Sonu etkilemişti beni. Okuyalı çok oldu gerçi, detayları pek hatırlamıyorum. Ama okuduğuma pişman olmamıştım.

  • Özge
    2018-12-17 23:55

    Her şey çok çabuk gelişti, daha uzun olsaydı eğer her şey yerine oturacaktı. Sonunun iyi bittiğini düşünemiyorum maalesef...

  • Seda Hezer
    2018-12-10 02:04

    Bu aralar Türk klasiklerine ilgiliyim bakalım nasılmis sergüzeşt...

  • Zeynep.
    2018-11-28 03:57

    2.5İlkler olacak diye biraz saçmalamışlar gibi geldi. Sözde realizme geçiş eseri pek bi relizmlik birşey göremedim Üzgünüm...